Aşkolsun IMDB

kemerlerinizibaglayin

Ferzan Özpetek filmi izlemeyeli epey zaman, bloga yazmayalı daha da uzun zaman olmuş olmalı ki bu vesileyle eski günlere dönüş yapayım dedim. Blog yazmak ciddi mesai isteyen bir hobi ve malesef diğer “ciddi” mesailerimizden hobilerimize enerjimiz kalmıyor. Heves olsa zaman olmuyor, zaman olsa heves.

Çok ağladım, konumuza dönelim.

Ferzan Özpetek’in son filmi Kemerlerinizi Bağlayın’ın IMDB puanı 6.4. Bana sorsanız 8 olmasa da 7’lerde, ama kesinlikle daha altında değil. Film klişe mesajlar vermiş evet ama en azından gülümsetmeye de devam etmiş. Sosyal medya ile kendisini bile olduğundan farklı göstermeye çabalayan insanoğlunun, geleni olduğu gibi kabul etmesinin nasıl olduğnu anlatmaya çalışmış.

İlk yarının sonunda içim daralsa da, devamı iyi ki yarıda çıkmamışım dedirtti. Benim için çok anlam yüklü bir filmdi. Tavsiye ederim.

 

Charlize Theron’dan Kötü Kalpli Kraliçe Olur mu?

Masallara olan tutkum malum. Masalların filmlere konu olması, hele ki büyük perdede hayat bulması müthiş. Bu sebeptendir ki son zamanlarda beni daha da heyecanlandıran masal – film: Pamuk Prenses ve Avcı.

Pamuk Prensesi Twilight’tan tanıdığımız Kristen Steward, Kötü Kalpli Kraliçe’yi ise güzellik abidesi Charlize Theron canlandırıyor.

Masalı okumayan ya da küçükken dinlemeyen yoktur. Hep beraber filmin vizyona girmesini bekleyelim o halde 🙂

Inception – Rüya mı gerçek mi?

Warner Bros’un davetiyle Inception’ın ön gösterimine gittik. Daha film gelmeden yorumlar ve beğeniler ayyuka çıkmıştı, bizim de tecrübe etmemiz iyi oldu.

Üniversitede Postmodern Film and Fiction dersi için Christopher Nolan‘ın Memento filmini incelemiştim ve adama hayran kalmıştım. Inception’la da kalbimdeki yeri iyice büyüdü.

Filmde, insanların en savunmasız anları olan uykuda bilinçaltlarının nasıl etkilenebileceği işleniyor. Spoiler vermemek için lafı uzatmıyorum. Mutlaka mutlaka izleyin.

Benim de posterim olsun derseniz de şuraya tıklayın:)

Alice bir garip diyarlarda!

Şu masalların çocuklar için olmadığını, altında neler neler yattığını anlamadılar gitti.

Filmde makyajlar ve kotümler çok güzeldi. Zaten filmle ilgili büyük beklentilere girmeme de neden olan buydu. Herşey iyi hoştu da film sıradan bir macera animasyonunun ötesine geçemedi. Nerde o ironiler, nerde o Alice’in saf saf lafları, hayvancıkların onu tiye alan kıvrak cümleleri.

Olmadı Tim Burton.

Aslında çocuk filmi diyorum da çocuklar da korkar, izlemeyez filmi. E peki bu filmi kim izleyip beğenecek? Hiç tavsiye etmiyorum. Zaman kaybı!

Sherlock Holmes (İngiliz aksanıyla söylenmiştir)

Warner Bros’un nazik davetiyle bu akşam Sherlock Holmes‘u izlemeye gittik. Guy Ricthie‘nin yönettiği filmi izlemek keyifliydi. İlk yarısı iş çıkışı yorgun olduğumdan uykum geldiyse de ikinci yarı heyecanlıydı. Bu aralar üstüste güzel fiflmler izlemek iyi oldu diyordumm kiiii, ta ki pazar günü Almodovar’ın filminde ne kadar sıkıldığımı hatırlayıncaya kadar. Onu da fırsattan istifade belirtmiş olayım.

Sherlock Holmes’u sadece Jude Law severlere değil, herkese tavsiye ederim 🙂

Yahşi Batı nasıldı diyenlere!

Hiç beğenmedim, izlediğim en kötü filmdi diyeni duydum. Duydum da anlam veremedim, empati kuramadım. Çok da üstünde durmadım, keyfime baktım. Film güzeldi, tatlıydı en beğendiğim oyuncular vardı daha ne olsun. Bittiğinde yüzümde bir gülümsemeyle uğurladı beni 🙂

Gideceklere iyi seyirler 🙂

Önemsiz not: Cola Turka reklamları olmamış ama. Hele o film yerli mi olanı ıyyyy!

Coco avant Chanel

Gabrielle Chanel’in hayalleri, aşkları, acıları ve başarılarını izlerken pek çok kadın onun kadar cesur olmayı içinden geçirmiştir. IMDB ile bu sefer ayrı düştük. Herşeyden önce Coco’nun yeteneğini, kumaş parçalarından harikalar yarattığını görmek, annemin dikiş makinasına el mi koysam düşüncelerimi tetiklemedi değil. Ben daha yüksek bir not veriyorum 🙂

This is Michael Jackson, This is it!

michael-jackson-this-is-it-poster

Uzun zamandır beklediğim, Michael Jackson’ın gerçekleştiremediği son turnesinin filmini bu gece izledim. “This is it” baştan sona Pop’un Kralı’nın başarısını, azmini, işine, ekibine ve herşeyden önce dinleyicisine / izleyicisine olan saygısını anlatıyor. Dünyaca tanınmak, yıllara meydan okumak, milyonları peşinden sürüklemek, idol olmak, skandallara karışmak, yok edilmeye istenmek, tepki toplamak, dışlanmak… Geriye kalan şarkılarının ardında iç burkan bir hayat. Filmi izlerken kafamdan bir dolu şey geçti. Aslında bizim gibi insan olduğunu unuttuğumuz hayatlar yaşıyor insanlar dedim. Herşeyin bir bedeli olmalı mı dedim.

Ama en çok Michael Jackson’ı tanıyan jenerasyondan olduğum için şanslı olduğumu düşündüm. Sonundan, ucundan yakaladım en parlak dönemini. Şarkılarını dinlerken ayna karşısında dansını taklit etmeye çalıştığım zamanları hatırladım. Şarkılarını kimbilir kaçıncı kere dinledim bu filmle birlikte.

Üreten bir insanın göçüp gitmesi ne acı. Huzur içinde yat MJ.